Caferağa Medresesi, efsunlu İstanbul’un gizemli köşelerinden birindedir. Ayasofya’nın sol tarafında Alemdar Caddesi görülür. Bu cadde eskiden merasim yolu olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde tramvay yolu olarak kullanılan Alemdar Caddesi’nin Gülhane Parkı yakınlarında sağ tarafta büyük, yüksek bir duvar dikkati çeker. Duvarın yol üzerindeki bölümünde turistik eşyalar satan dükkanlar sıralanmıştır. Bu yüksek duvarların üst katında ise Caferağa Medresesi bulunmaktadır. Tramvay yolu ile Ayasofya arasında oldukça dar bir yol bulunmaktadır. Cafer Ağa Medresesi’nin giriş kapısı bu yoldadır. Yol üzerinde günün her saatinde, yılın her gününde İstanbul’u ziyarete gelen dolaşmaktadır. Soğukçeşme yokuşuna kadar uzanan yolun sol tarafında çok dar bir ara sokaktan ilerleyip Ceferağa Medresesi’ne ulaşılır. Medreseye, Mimar Sinan’ın elinin değdiği hemen belli olmaktadır. Zaten güzelliğin nedenini ziyaretçilere peşin olarak haber vermek için olsa gerek avluya girişte Mimar Sinan’ın büstü bizleri karşılar.
Medreseler çoğunlukla camilerin yanında ve cami ile birlikte yapılmışlardır. Caferağa Medresesi, 1559 yılında bağımsız medrese olarak yapılmış. Medrese odalarının ortasında küçük bir avlu bulunmaktadır. Bu odalarda eskiden eğitim yapılmaktaydı. 1989 tarihinde medrese, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından yeniden düzenlenmiş. Şimdi medrese hücrelerinde Osmanlı kültürünün güzel örnekleri uzmanlar tarafından gönüllülere öğretilmektedir. Tezhip, ebru, takı, sedef kakma, hat vb konularında devamlı olarak çalışmalar yapılmaktadır. Usta öğreticiler gözetiminde yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan eserler sembolik ücretlerle gelenlere satılmaktadır. Medrese avlusunda büyük mermer bir dolap bulunmaktadır. Suların, yiyeceklerin soğuk olarak saklanması için kullanılan mermer dolap çok ilgi çekicidir.
Medreseye girişin sağ tarafında asıl derslerin verildiği büyük bir mekan bulunmaktadır. Bu dershanenin kapısı üzerinde ve kapının yanlarında kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabelerden birini yakından tanımaya çalışalım.
Kitabeden elde edilecek ilk dikkati çeken bilgi şudur. Ayasofya adı Bizans’tan kalmıştır. Osmanlılar bu konuda taassup göstermemişler ve Ayasofya’nın adını değiştirmeden Ayasofya Camii Kebiri olarak kullanmışlardır. Kitabeden çıkarılacak bir önemli bilgi de burada eğitim gören öğrencilerin giderlerini karşılamak için bağışların yapılışıdır. Öğrencilerin gece dolaşmaları, okuma, araştırma yapabilmeleri için ışığa ihtiyaç vardır. Elektriğin bulunmadığı dönemlerde yağ kandillerinden yararlanılırdı. Medrese öğrencilerinin yağ alabilmeleri için onlara bağış yapılmasıyla ilgili bilgiler 1846 (1263) tarihli kitabede şöyle duyurulmuştur.
…Büyük Ayasofya Camii Şerifi yakınında bulunan Soğuk Kuyu Medresesinde bulunan talebei ulum için zeytinyağı bedeli olmak üzere adı geçen baltacılar vakfına 4000 kuruş her kişesi 5′er kuruş itibarıyla 40 kuruş aylık, adı geçen vakfın mütevellisi tarafından hediye edilerek ne kadar zeytinyağı eder ise adı geçen talebei uluma taksim edilmesi ve vakfedenin hayır dua ile yad edilmesi cümleninin malumu ola…
Öğrencilere zeytinyağı almaları için bağışta bulunulmasının ne kadar önemli olduğunu anlamak için o günlerdeki bir gelişmeyi hatırlayabiliriz.
II. Mahmut devrinde Osmanlı Devleti çok önemli sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Yunan ayaklanmasına destek vermek üzere Rusya ile çok üzücü sonuçları olan bir savaş başladı. Balkanlarda devam eden savaşlarda Rus orduları Edirne önüne kadar ilerlediler. Savaşlar devamle derken, 1828 yılında Fatih’te medrese öğrencileri bir bakkaldan iki mum satın almak isterler. Bakkal, “Eşkıya, Rumeli’de yolları kesti. İstanbul’a uzun zamandır yağ ve mum gelmiyor. Bir taneden fazla mum veremem” diye öğrencilerin isteklerini yerine getirmez. İmtihan zamanı olduğunu söyleyen öğrenciler iki tane mum almak için ısrar ederler. Çıkan kargaşa sonunda öğrenciler bakkalı döverler. Diğer medrese öğrencileri de kavgaya katılır. Öğrenciler aralarına aldıkları bakkalı adamakıllı döverler. Zamanın Şeyhülislamı Zeynelabidin Efendi bakkalı döven 50 kadar medrese öğrencisini sürgün eder. Böylece öğrencilerin disiplinsiz davranışlarını önleyeceğini düşünür. Fakat Şeyhülislamın aldığı bu tedbir medreselerde daha büyük karışıklığın çıkmasına neden olur. Medreselerdeki öğrenciler arasında “Arkadaşlarımız sürgüne gönderilmedi. Çuvallara konup denize atıldı” diye bir söylenti yayılır. Öğrenciler çıkarılan söylentilerden etkilenir. İstanbul’da bulunan bütün medreselerdeki öğrenciler dersleri boykot ederler. Cami avlularını dolduran öğrenciler şeyhülislam aleyhinde gösteri yaparlar. Şeyhülislam bu olaylar karşısında geri adım atar ve sürgüne gönderdiği öğrencilerin İstanbul’a geri gelmesine izin verir. Şeyhülislamın kararlı davranmaması, verdiği karardan vazgeçmesi II.Mahmut’u kızdırır. II.Mahmut, Şeyhülislamı azleder.
Şeyhülislamların azledilmesinin duyurulma şekli ilginçtir. Meşihat Dairesi’nin, kapısında asılı bir fener bulunurdu. Bu fenerin söndürülmesi şeyhülislamın azledildiğinin göstergesi sayılırdı. II.Mahmut’un azlettiği Şeyhülislam Zeynelabidin, padişahın emri üzerine makamını terk eder. Meşihat Dairesi’nden ayrılırken fenerin yanmadığını görünce de “Talebenin mumu, bizim feneri söndürdü” demiştir.